Sevgili
günlüğüm yine gezmelerden geldik ve sana tanıtmak istediğim bu sefer birden çok
şehir var J
Seyahat
planımızı çok sevdiğimiz arkadaşlarımız Deniz ve Mevlut ile yaptık. Bu sefer
tur ile değil kendimiz plan yaparsak daha çok gün gezebilir ve verimli
kullanabiliriz diye düşündük. Birçok buluşmalardan J sonra hem rezervasyonlarımızı
yaptık hem de gezi planımızı. Güzel bir plan yaptığımız için hiç şaşmamız olmadı
J
uyumlu ve eğlenceli bir çiftle bu geziyi yaptığımız içinde gerçekten çok
güldük, gezdik ve eğlendik J unutamayacağımız güzel anılar
biriktirdik. ‘’Here you are’’, ühhüüü Burak’’ vb (tabi sadece bizim
anlayacağımız anahtar kelimeler )
Amsterdam
Asıl
gitmek istediğimiz şehir Amsterdam olduğu için gezimizin büyük bir kısmı burada
geçti. Amsterdem 5 günlük tatil için çok küçük ama bakıyorum Amsterdam’a giden
herkes başka bir ülke ile gezisini tamamlıyor. Her türlü ulaşım mevcut. ÖR:
Fransa, Almanya, Belçika vb. biz Benelüx ülkelerinden ‘’Bene’’ yaptık.
Lüxemburg’a gidemedik.
Amsterdam
özgürlükler şehri olarak geçse de özgürlükleri de gayet kontrollüydü. Belli
kurallar çerçevesinde herkes kafasına göre takılıyordu. Ve katı kurallar
olmadığından da herkes mutluydu J
Amsterdam’a
geldiğimizde yukarıdan baktım gerçektende deniz seviyesinin altında olduğu o kadar belli ki ve
her yer kanal J
bu kanallar insanlar tarafından sonradan açılmış ve amaç deniz suyunu şehrin
içine vererek su basmasını önlemek. Ama her yıl belli bir oranda aşağı doğru
kaymaktaymış şehir.
Havaalanından
her yere tren var. Biz Amsterdam merkeze gideceğimizden biletlerimizi alıp
trene bindik. Yaklaşık 15 dk.lık bir yolculuk sonrasında Central station da
indik. Hemen Central station karşısında
GVB denilen şehiriçi otobüs, tramvay ve metroda geçebilen bilet satış
noktası vardı. İlk 2 gün Amsterdam’da olacağımızdan 48 saatlik aldık yani
12Euro, 24 saatlik 7,5 Euro 72 saalik te vardı o ise 16,50 Euro idi. Otelimiz IBIS Amsterdam
Stopera tramvay ile 5 dk.lık bir mesafede bulunuyordu. İndikten sonrada bir 5.
Dk. Yürüyorsun. Odalar ortalama büyüklükteydi ve çok temizdi. Kahvaltısı ve
personelin davranışları da mükemmeldi.
Amsterdam’a gidenler için IBIS grubu gerçekten başarılı. Ortalama fiyat,
temizlik, merkeze yakınlık vb.
Hemen
eşyalarımızı bırakıp kanal turuna gittik. Birçok kanal turundan ‘’Rederij Plas’’ olanı
seçtik. Kanal turu çok zevkliydi, birkaç kanalda etrafı tanıtan bir turdu. Şehri genel olarak
oradan görüyorsunuz. Kanallarda teknede
kiralanıyor ve genelde gençler toplanıp kanalda gezinti yapıp şaraplarını
yudumluyorlardı. Kanalın üzerinde Boat House denilen evler vardı. Girişleri
yoldan ama evin önü kanala bakıyor ve kanal üzerinde yüzüyor. Çok şirin
görünüyorlardı. Ama başka bir programda izlemiştim tüm kanalizasyonu kanala
akıyormuş L buna
rağmen hiç koku yok kanalda.:()


Özelliklede Rembrandtstraat gece gençlerin çok takıldığı bir cadde. Gece klüpleri, yemek yerleri ve cafeleri ile genç nüfusun kalabalıklaştığı bir bölge. Bunun dışında tabiî ki coffee shopları ve red light district ile de ünlü Amsterdam, ayrıca kişisel tercihlerinde serbest olduğu biryer. Örneğin; Gay evliliği ilk burada yasal olmuş. Mutlu mesut elele dolaşıyorlar J
Museumplein
denilen bölgede önemli müzeler bulunmaktadır. Bunlar; van Gogh, Coster Diamond,
Rijkmuseum, Stedelijk museum. Biz müze gezmek istemediğimizden girmedik
hiçbirine. Ama bu alanda bulunan I Amsterdam yazısı fotoğraflarımız tabiî ki
var J
Mimari
olarak ise şehrin güzel görüntüsü bozulmamış ve bakımlı kalmış. Evlerin değişik
bir mimarileri var ve hepsi özenle ve zevkle yapılmış. çatı katında bir çengel
bulunuyor. Pencereleri büyük olduğundan bu çengel yardımıyla eşyalar
pencerelerden içeri alınıyor. Genel olarak baktığımızda evlerin 5 tanesinden 2
si yamuk.. buda şehrin kayma tehlikesinin kanıtlarından biri.
Amsterdam
diyince akla gelen bir diğer konu ise bisiklet. Şehirde trafik bisiklet ile
akıyor. Bisiklet kuralları var. Herkes bisiklet
kullanıyor. Büyük caddelerde, küçük caddelerde bisiklet için yollar yapılmış. Tabi
biz Türkler alışkınız bisiklet yolunda yürümeye birkaç kaza atlattıkJ
Bunlar
dışında Amsterdam da gezilecek çok yer var, her yere tramvay gittiği için çok
şanslıydık, birde hava süperdi. Bere ve atkılarla gittiğimiz Amsterdam da ince
bir tshirt ve üzerine ince bir mont veya hırka ile dolaşabildik J unutmadan çiçek pazarı ve Vondelparka
da gitmeyi unutmayın. Özelliklede vondelpark’ın bulunduğu semt çok güzel lüks
evler ile dolu. Ve herkes kendi evinin önünü o kadar güzel süslemişki, hayran
kalmamak mümkün değil.

Bir diğer görülmesi gereken yerde Beginjhof. Burası küçük bahçeleri olan evlerle çevrili küçük sessiz bir site. Eskiden rahibeler kalırmış ve ortasında küçük bir meydanı var. Buranın kendi kilisesi ve şapeli var. Rahibeler burada kalmanın karşılığında gençlerin eğitim işleri ile uğraşırlarmıi.

Amsterdam da; sıcak çikolata içmeyi, Dutch dondurması yemeyi ve Ev şeklindeki magnetleri de almayı unutmayın.
Marken-Volendam


Zaanse
Schans-Keukenhof


Bir sonraki durağımız ise yel değirmenleriyle ünlü olan Zaanse
Shans oldu. Burada yel değirmenleri gerçekten büyüleyiciydi ama her yerde
olduğu gibi ev mimarileri çok ilginçti. Günün son gezisi olan Keukenhof çiçek
parkına gittik. Mükemmel peyzajlı bir sürü çiçek bahçeleri vardı ve aynı
zamanda ünlü lale tarlalarınıda gördük. Anlayacağınız park, bahçe, köy her
şeyini gezdik


Hemen kanala koştum ve sabahın güzel kokusuyla birkaç fotoğraf çektik. Arabamızı park ettikten sonrasında şehri gezmeye başladık. Dikkat edilmesi gereken bir husus burada mavi bir kart veriyorlar. Arabanı parkettiğin saati ayarlıyorsun kartta ve 4 saatte bir kartın saatini ve arabanın yerini değiştiriyorsun. Her şekilde insana saygı var. Bir araba komple bir yeri meşgul etmemeli başkalarına da yer verilmeli. Tabiî ki biz Türküz, gidip arabanın saatini değiştirip döndük J Brugge mimari ortaçağ yapılarıyla gerçekten büyülüyordu. Hele de meydanındaki yapılar o senelerin zevkini yansıtmıştı. Gece evlerinde olan herkes dışarıdaydı artık ve ayrıca Çin Başbakanı gelmişti yani ekstra bir kalabalık ve güvenlik vardı. Avrupaya gelmişiz bir kilise gezmedik demeyelim dedik ve otelimizin karşısında bulunan kiliseye girdik. Bu kilisede Hz.İsa’nın çarmıha geriliş konunu işlemişler. Balmumundan erimiş insanlar yapmışlar yani inanmayanların başına gelenleri yansıtmışlar. Ürkütücüydü. Kaçtım J
Belçika sokakları resmen çikolata kokuyordu.
Çikolata dükkanları ve dantel dükkanları çok fazla vardı. Tabiî ki meşhur
Brugge waffle’ı yemeden edemedik J oraya gittiğinizde bir anlık başka
düşüncelere beyninizi kapayın ve dark biranızı veya sıcak çikolatanızı
yudumlarken bir filmin içindeymişsiniz gibi farzedin…bir film stüdyosu
gibi.kısacası Brugge sokakları çikolata kokan bir masal şehriydi.
Brugge’e
veda ederken navigasyonu Belçika’nın Gent şehri için kurduk. Gent şehri yine
bir ortaçağ şehriydi, şatolar, kaleler ve tabiî ki o bölgelerin vazgeçilmezi kanallar
J ama
diğerlerinden tek fark bir gençlik şehri olmuş. Yani üniversite gençliği
kanalın etrafına yayılmış ve o eski çağ görüntüsünün içinde bir canlılık
yaratmışlar. Buradaki en güzel ey ise hayatın diğer şehirlerdeki gibi pahalı
olmaması. Mesela bir bira 2 euro vb.

Amsterdam’da
1 gün daha kaldık bu sefer tam tren istasyonunun yanında bir otel seçtik. Bu
rezervasyonları önceden ayarlamıştık. Kaliteli olacağını düşündüğümüzden IBIS
Amsterdam Centre otelinde kaldık. Gayet komforluydu ve tabi tam merkezde olması
bizim için daha kolay oldu.
Önceki
yurtdışı gezimde Barcelona gerçekten çok güzel bir Akdeniz şehri. İnsanları
sıcak, eğlenceli, yaşayan bir şehir. Ama Hollanda ve Belçika’ya gidince daha
bir Avrupa şehirleri gördüm. Dönerken şöyle bir arkama dönüp baktım… bu sefer
hiç dönmek istememiştim J