13 Mayıs 2014 Salı

AMSTERDAM-MARKEN-VOLENDAM-BRUGGE-GENT


Sevgili günlüğüm yine gezmelerden geldik ve sana tanıtmak istediğim bu sefer birden çok şehir var J
Seyahat planımızı çok sevdiğimiz arkadaşlarımız Deniz ve Mevlut ile yaptık. Bu sefer tur ile değil kendimiz plan yaparsak daha çok gün gezebilir ve verimli kullanabiliriz diye düşündük. Birçok buluşmalardan sonra hem rezervasyonlarımızı yaptık hem de gezi planımızı. Güzel bir plan yaptığımız için hiç şaşmamız olmadı J uyumlu ve eğlenceli bir çiftle bu geziyi yaptığımız içinde gerçekten çok güldük, gezdik ve eğlendik J unutamayacağımız güzel anılar biriktirdik. ‘’Here you are’’, ühhüüü Burak’’ vb (tabi sadece bizim anlayacağımız anahtar kelimeler )                                                          

Amsterdam

Asıl gitmek istediğimiz şehir Amsterdam olduğu için gezimizin büyük bir kısmı burada geçti. Amsterdem 5 günlük tatil için çok küçük ama bakıyorum Amsterdam’a giden herkes başka bir ülke ile gezisini tamamlıyor. Her türlü ulaşım mevcut. ÖR: Fransa, Almanya, Belçika vb. biz Benelüx ülkelerinden ‘’Bene’’ yaptık. Lüxemburg’a gidemedik.
Amsterdam özgürlükler şehri olarak geçse de özgürlükleri de gayet kontrollüydü. Belli kurallar çerçevesinde herkes kafasına göre takılıyordu. Ve katı kurallar olmadığından da herkes mutluydu J
Amsterdam’a geldiğimizde yukarıdan baktım gerçektende deniz  seviyesinin altında olduğu o kadar belli ki ve her yer kanal J bu kanallar insanlar tarafından sonradan açılmış ve amaç deniz suyunu şehrin içine vererek su basmasını önlemek. Ama her yıl belli bir oranda aşağı doğru kaymaktaymış şehir.
 Amsterdam Shipol havaalanına indik ve uçaktan çıktığımızda bizi karşılayan havaalanı görevlileri olan bay ve bayanlara şaştım. Nasıl güzel bir ırk bu dutch anlatamam.
Havaalanından her yere tren var. Biz Amsterdam merkeze gideceğimizden biletlerimizi alıp trene bindik. Yaklaşık 15 dk.lık bir yolculuk sonrasında Central station da indik. Hemen Central station karşısında  GVB denilen şehiriçi otobüs, tramvay ve metroda geçebilen bilet satış noktası vardı. İlk 2 gün Amsterdam’da olacağımızdan 48 saatlik aldık yani 12Euro, 24 saatlik 7,5 Euro 72 saalik te vardı o ise  16,50 Euro idi. Otelimiz IBIS Amsterdam Stopera tramvay ile 5 dk.lık bir mesafede bulunuyordu. İndikten sonrada bir 5. Dk. Yürüyorsun. Odalar ortalama büyüklükteydi ve çok temizdi. Kahvaltısı ve personelin davranışları  da mükemmeldi. Amsterdam’a gidenler için IBIS grubu gerçekten başarılı. Ortalama fiyat, temizlik, merkeze yakınlık vb.

Hemen eşyalarımızı bırakıp kanal turuna gittik.  Birçok kanal turundan ‘’Rederij Plas’’ olanı seçtik. Kanal turu çok zevkliydi, birkaç kanalda  etrafı tanıtan bir turdu. Şehri genel olarak oradan görüyorsunuz.  Kanallarda teknede kiralanıyor ve genelde gençler toplanıp kanalda gezinti yapıp şaraplarını yudumluyorlardı. Kanalın üzerinde Boat House denilen evler vardı. Girişleri yoldan ama evin önü kanala bakıyor ve kanal üzerinde yüzüyor. Çok şirin görünüyorlardı. Ama başka bir programda izlemiştim tüm kanalizasyonu kanala akıyormuş L buna rağmen hiç koku yok kanalda.:()


 sonrasında ise bir şeyler yemek için etrafı gezdik. Her zevke hitap edecek şekilde yemek yerleri bulunmakta, o yüzden kimse aç kaldım diyemez J ayrıca külahta patates çok yaygın. Hemde dondurulmuş patateslerden değil, ev patatesi külaha koyuyor içine istediğin sostan koyuyor. Öğlen yemeklerini atıştırmalık yapmak isteyenler için çok iyi. Mesela ben baharatlı yedim ama arkadaşlarımız soğanlı bir sos yediler ve çok beğendiler.. Dil olarak Dutch diye kendilerine özgü bir dil kullanıyorlar. Ama İngilizceleri çok iyi. Çoğu yerde de Türkçe konuştuğunu anlayıp Türkçe ‘’teşekkür ‘’ diyen insanlarla karşılaştık. İnsanlar gayet sıcak ve yardımseverdi


Görülmesi gereken yerlerden biri Dam Meydanı, özellikle aktivitelerin düzenlendiği, ünlü markaların bulunduğu bir yer.  Sokak sanatçılarına çok fazla rastlayabilirsiniz. Hemen bu meydanda Amsterdam Kraliyet sarayı ve Madame Tussaud bulunmaktadır. Tarihi yerlerden daha bu çok bu şehirde yaşamak, kanal kenarında oturmak, kanal turu yapmak, cafelerde oturmak çok keyifli. 





Özelliklede Rembrandtstraat gece gençlerin çok takıldığı bir cadde. Gece klüpleri, yemek yerleri ve cafeleri ile genç nüfusun kalabalıklaştığı bir bölge. Bunun dışında tabiî ki coffee shopları ve red light district ile de ünlü Amsterdam, ayrıca kişisel tercihlerinde serbest olduğu biryer. Örneğin; Gay evliliği ilk burada yasal olmuş. Mutlu mesut elele dolaşıyorlar J
Museumplein denilen bölgede önemli müzeler bulunmaktadır. Bunlar; van Gogh, Coster Diamond, Rijkmuseum, Stedelijk museum. Biz müze gezmek istemediğimizden girmedik hiçbirine. Ama bu alanda bulunan I Amsterdam yazısı fotoğraflarımız tabiî ki var J




Mimari olarak ise şehrin güzel görüntüsü bozulmamış ve bakımlı kalmış. Evlerin değişik bir mimarileri var ve hepsi özenle ve zevkle yapılmış. çatı katında bir çengel bulunuyor. Pencereleri büyük olduğundan bu çengel yardımıyla eşyalar pencerelerden içeri alınıyor. Genel olarak baktığımızda evlerin 5 tanesinden 2 si yamuk.. buda şehrin kayma tehlikesinin kanıtlarından biri.
Amsterdam diyince akla gelen bir diğer konu ise bisiklet. Şehirde trafik bisiklet ile akıyor. Bisiklet kuralları var. Herkes  bisiklet kullanıyor. Büyük caddelerde, küçük caddelerde bisiklet için yollar yapılmış. Tabi biz Türkler alışkınız bisiklet yolunda yürümeye birkaç kaza atlattıkJ


Bunlar dışında Amsterdam da gezilecek çok yer var, her yere tramvay gittiği için çok şanslıydık, birde hava süperdi. Bere ve atkılarla gittiğimiz Amsterdam da ince bir tshirt ve üzerine ince bir mont veya hırka ile dolaşabildik J unutmadan çiçek pazarı ve Vondelparka da gitmeyi unutmayın. Özelliklede vondelpark’ın bulunduğu semt çok güzel lüks evler ile dolu. Ve herkes kendi evinin önünü o kadar güzel süslemişki, hayran kalmamak mümkün değil.





Bir diğer görülmesi gereken yerde Beginjhof. Burası küçük bahçeleri olan evlerle çevrili küçük sessiz bir site. Eskiden rahibeler kalırmış ve ortasında küçük bir meydanı var. Buranın kendi kilisesi ve şapeli var. Rahibeler burada kalmanın karşılığında gençlerin eğitim işleri ile uğraşırlarmıi. 




Ayrıca önemli bir konuda buradaki 34. Nolu ev Amsterdam’ın en eski eviymiş. Şu anda da yalnız bayanların kalmasına izin verilmiş ama rahibe şartı aranmıyor.  Küçük tahta bir kapısı var dikkatli olmazsanız kaçırabilirsiniz. İçerisi çok büyüleyici ve huzur veren bir sessizlik var.




Amsterdam da; sıcak çikolata içmeyi, Dutch dondurması yemeyi ve Ev şeklindeki magnetleri de almayı unutmayın.

Marken-Volendam
İlk 2 gün Amsterdam da geçirdikten sonra 3. Gün araç kiraladık ve Amsterdam’ın kuzeyinde olan Marken ve Volendam sahil kasabalarına gittik. Buralar sessiz çok güzel kasabalardı. Bütün evler tek katlı değişik dizaynlı ve hepsinin bahçeleri özenle düzenlenmişti. Marken bir ada kasabası ve karadan bir yol yapılmış. Çok sessiz ve yeşilliklerle dolu. Volendam ise daha gelişmiş ve kalabalıktı. Volendamda peynir üreten bazı dükkanlar vardı. Peynirlerimizi oradan aldık ve üretim sürecini izledik. 


Peynir satan kızlar yöresel kıyafetleri ile geziyorlardı. Zaten volendam yöresel kıyafetlerin hala giyildiği bir bölgesiymiş Hollanda’nın. Öğlen yemeğimizi Volendam’da sahil kenarında Cafe de boer isimli bir restaurantta yedik. Yemekleri gayet lezzetliydi.ve haydi bakalım yola J


Zaanse Schans-Keukenhof

Bir sonraki durağımız ise yel değirmenleriyle ünlü olan Zaanse Shans oldu. Burada yel değirmenleri gerçekten büyüleyiciydi ama her yerde olduğu gibi ev mimarileri çok ilginçti. Günün son gezisi olan Keukenhof çiçek parkına gittik. Mükemmel peyzajlı bir sürü çiçek bahçeleri vardı ve aynı zamanda ünlü lale tarlalarınıda gördük. Anlayacağınız park, bahçe, köy her şeyini gezdik 



Brugge-Gent (Belçika)
Son durağımız ve konaklama şehrimiz Belçika’nın Brugge şehri oldu. Amsterdam’a 2,5 saat uzaklıkta. Sınır kapısı olarak sandım ki böyle görkemli bir şeyden geçeceğiz, sadece şehirlerarası yolmuş gibi bir küçük tabela vardı ‘’Welcome Belgium’’ die. Sınırların kaldırılması süper J Brugge’e vardığımızda saat 22:00 idi. Şehre girdiğimizde dikkatimizi çeken sokakların ıssız olmasıydı.. hiç kimse yoktu ve evlerin ışıkları da yanmıyordu. Bütün yapılar ortaçağdan kalma yapılardı. Ama neden kimse yoktu. Otel ise oranın en iyi otellerinden biri olan Jacobs Otel, ama eski bir yapıydı. Otel sorumlusuna sessizliğin nedenini sorduk, ‘’biz erken yatar erken kalkarız’’ dedi.. meğer adam bizi bekliyormuş, anahtarlarımızı verip oteli kilitleyip çıktı J birde acil durum için numara yazmış.. şok olduk tabi.biraz dolanalım dedik, meydana falan gittik ama ürkütücü geldi, korktuğumdan dolayı zevk alamadım.

 
O karanlıkta bir tek biz vardık sokaklarda, birde eski çağ binaları. Ama en güzel şey orada da bir kanal vardı ve kanala etrafındaki binaların yansımaları düşmüştü. Ve sanki şehrin bir görüntüsü de kanalda var gibiydi. Sabah olduğunda hiç ummadığım şekilde müthiş bir kahvaltı ile karşılaştık. Hiçbir otele görmemiştim böyle. Heleki Avrupa kahvaltılarından bahsedenleri dinleyince. buraya gelmeye değermiymiş diye dışarı bir çıktım ve büyülendim. Gerçekten süper bir şehirmiş.

Hemen kanala koştum ve sabahın güzel kokusuyla birkaç fotoğraf çektik. Arabamızı park ettikten sonrasında şehri gezmeye başladık. Dikkat edilmesi gereken bir husus burada mavi bir kart veriyorlar. Arabanı parkettiğin saati ayarlıyorsun kartta ve 4 saatte bir kartın saatini ve arabanın yerini değiştiriyorsun. Her şekilde insana saygı var. Bir araba komple bir yeri meşgul etmemeli başkalarına da yer verilmeli. Tabiî ki biz Türküz, gidip arabanın saatini değiştirip döndük J Brugge mimari ortaçağ yapılarıyla gerçekten büyülüyordu. Hele de meydanındaki yapılar o senelerin  zevkini yansıtmıştı. Gece evlerinde olan herkes dışarıdaydı artık ve ayrıca Çin Başbakanı gelmişti yani ekstra bir kalabalık ve güvenlik vardı. Avrupaya gelmişiz bir kilise gezmedik demeyelim dedik ve otelimizin karşısında bulunan kiliseye girdik. Bu kilisede Hz.İsa’nın çarmıha geriliş konunu işlemişler. Balmumundan erimiş insanlar yapmışlar yani inanmayanların başına gelenleri yansıtmışlar. Ürkütücüydü. Kaçtım J
 Belçika sokakları resmen çikolata kokuyordu. Çikolata dükkanları ve dantel dükkanları çok fazla vardı. Tabiî ki meşhur Brugge waffle’ı yemeden edemedik J oraya gittiğinizde bir anlık başka düşüncelere beyninizi kapayın ve dark biranızı veya sıcak çikolatanızı yudumlarken bir filmin içindeymişsiniz gibi farzedin…bir film stüdyosu gibi.kısacası Brugge sokakları çikolata kokan bir masal şehriydi.
Brugge’e veda ederken navigasyonu Belçika’nın Gent şehri için kurduk. Gent şehri yine bir ortaçağ şehriydi, şatolar, kaleler ve tabiî ki o bölgelerin vazgeçilmezi kanallar J ama diğerlerinden tek fark bir gençlik şehri olmuş. Yani üniversite gençliği kanalın etrafına yayılmış ve o eski çağ görüntüsünün içinde bir canlılık yaratmışlar. Buradaki en güzel ey ise hayatın diğer şehirlerdeki gibi pahalı olmaması. Mesela bir bira 2 euro vb.
Diğer şehirlere olan merakımızı da giderdikten sonra arabamızı teslim ettik. Bu arada müthiş temiz yepyeni bir araba vermişlerdi. Ford Focus Station.. çok rahat gittik, tabiî ki yollarda çok düzenliydi. Ve ilk defa yaptığım bir şey benzinimizi kendimiz aldık. Değişik isteklerim vardır benim. Hep benzincide arabama benzin doldurmak isterdim, bu isteğimi de tamamlamış bulunmaktayım.

Amsterdam’da 1 gün daha kaldık bu sefer tam tren istasyonunun yanında bir otel seçtik. Bu rezervasyonları önceden ayarlamıştık. Kaliteli olacağını düşündüğümüzden IBIS Amsterdam Centre otelinde kaldık. Gayet komforluydu ve tabi tam merkezde olması bizim için daha kolay oldu.



Önceki yurtdışı gezimde Barcelona gerçekten çok güzel bir Akdeniz şehri. İnsanları sıcak, eğlenceli, yaşayan bir şehir. Ama Hollanda ve Belçika’ya gidince daha bir Avrupa şehirleri gördüm. Dönerken şöyle bir arkama dönüp baktım… bu sefer hiç dönmek istememiştim J